Kendini Gerçekleştiren Kehanet


Kendini gerçekleştiren kehanetlerin olduğunu duymuşsunuzdur, peki nasıl oluyor da bir kehanet yıllarca konuşula gelerek sonunda gerçekleşiyor? Alında bunun sebebi şu gerçekte gizli;

''Bir olayın sonuçlarını yaşamak olayın gerçekleşmesini sağlayabilir ''
bu duruma yazımda kısaca çekici güç diyeceğim.
Peki nasıl oluyor bu? bunu örneklerle hadislerle ve bir çok kişi tarafından kabul görmüş fikirlerle destekleyerek  açıklamak istiyorum en iyi anlatım yöntemidir örnek vermek hele ki bu konu için daha da elzem oluyor, çekici güç dememi de yazıyı okudukça anlayacaksınız ama şöylede düşünebilirsiniz, 4 tekerli bir araba düşünün bu arabanın ilerleyerek hareket edebilmesi için, ya önden iki tekerin çekmesi, ya arkadan iki tekerin itmesi yada dört çeker bütün tekerlerinde motordan güç alması gerekirki ilerleyebilsin. Bir işte ilerleme olayı gerçekleştirmek için ya düz mantık bodoslama o olay için çalışırız yada olayın gerçekleşmesi için ortam hazırlarız ve olay kendiliğinden gerçekleşir, neyse konuyu fazla dağıtmadan asıl konuyu dönelim. Bu düşüncenin çıkış noktası olan bir hadisle başlamak istiyorum, kütübi sitte'de geçen aşağıdaki hadis-i şerifte peygamberimiz buyuruyor ki;
Abdullah İbnu Ömer (ra) anlatıyor: "Rasulullah yüzükoyun yatarak dudaklarımızla su içmemizi yasakladı. Keza, tek bir avuçla, avuçlayarak içmemizi de yasakladı ve buyurdu ki: "Sakın sizden kimse köpeklerin içtiği gibi suyu dudaklarıyla içmesin! ALLAH'ın gazabına uğrayan kavim gibi tek eliyle de içmesin. Suyu çalkalamadıkça geceleyin içmesin, ağzı kapalı ise çalkalamaya gerek yok." (İbn-i Mace)

Bu hadis-i şerifte Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem,  Allah'ın gazabına uğramış kavimleri örnek göstererek, onlar gibi tek el avuçla su içmeyin buyuruyor, peki böyle buyurmasının hikmeti nedir? Allah'ın gazabına uğramış bir kavim düşünelim, bir meydan savaşında yaralanarak kurtulmuş askerler yada deprem sonucu göçük altından yaralı şekilde çıkmış insanların susadıklarında bir dere kenarından yada çeşmeden su içerken, yaralı oldukları için tek avuçlarıyla suyu alıp içtikleri olur. Bu Allah'ın gazabına uğramaları olayının sonucunda yaşadıkları durumdur, Hz. Muhammed sallalllahu aleyhi ve sellem 'de bu hikmete işaret ederek burada gibi edatını kullanmıştır. Yani Allah'ın gazabına uğramışlar gibi tek avuçla su içmek Allah'ın  gazabını o şekilde su içenin üzerine çeker, bu nedenle de tek elle su içme eyleminde bulunulmamasını istemiştir, ama bunu bu şekilde yorumlayan sensin diyebilirsiniz bu yüzden örneklerimizi dahada artırıyoruz ve bir başka örneğe geçiyoruz.

İnsanların çoğu zengin olmak isterler, zengin olmak için ne yapılmalı üzerinde durulan yazılarda bir yöntem olarak ''zengin arkadaşlar edinin denir''  zaten zengin olan insanlara baktığımızda o kişilerin zengin ve önemli insanlarla arkadaş olduklarını görürüz, eğer zengin ve önemli arkadaşlarınız olursa sizde zengin olmak için ortam hazırlamış olursunuz buda başta dediğim gibi çekici güç oluşturur.

''İstemekte aslında sonuç olayıdır ve çekici güçtür'' 



Zengin insanlara baktığımızda bu insanlar aslında zengin olmak isteyen insanlardır, amacına ulaşmışlardır, bazı maddi imkanlardan memnundurlar ve bunların değerini bilirler, bildikleri için istemeye devam ederler, zengin olma istekleri hala devam etmektedir ve bu istek onların zenginliğini devamlı kılmada etken olmuştur, yani istemek aslında o olayın sonucudur ve bu sonuç diğer insanlar için çekici güç oluşturuyor.

''İnanmakta bir çekici güçtür''
Kendini gerçekleştiren kehanetin malum sebebidir inanmak. Peki inanmak nasıl çekici güç oluşturuyor?
Bir olay gerçekleştiğinde o olaya herkes gözleriyle görmüş yada dokunmuş yada bariz yaşanmış kanıtlar o olaya inanmamak için hiç bir sebep bırakmamıştır, ve bu olayın sonucunda insan o olayın gerçekliğine kesin olarak inanmıştır, yani o olayın sonucudur olaya inanmak, kehanette aynı şekilde olaya inanırsan bu olayın gerçekleşmesi için çekici güç oluşturuyor.


''İman(İnanç) En Büyük Güçtür''
Ateistleri bilirsiniz bu kişiler genelde her şeyi bilimle bağdaştırır ve bilimsel bir kanıtlama yoksa onu kabul etmeme inanmama yolunu seçerler, bu ateistlerin genel felsefesidir. Bu felsefe bir bakıma doğrudur fakat aynı zamanda onların zayıf yönüdür de. İslam ilimin(bilimin) ta kendisidir fakat burada bir nüans var!!! İslam insanlara aklını kullanmayı, ilim(bilim) yapmayı fazlasıyla teşvik ediyor. Ateistler İslamın bazı emir ve yasaklarını, akıllarının almadığı için kabul etmeme inanmama yolunu seçiyorlar, Şeytanda böyle yapmıştı ve kafirlerden olmuştu  nasıl mı? Allah-u Teâla insanı Adem Aleyhisselam'ı yarattığında cinlere ve meleklere kıble olarak ona secde etmesini istemişti , şeytan ise secde etmemişti, Allah-u Teâla şeytana ''Ben senden secde etmeni istememe karşın seni bundan alıkoyan nedir'' diye nida etmiş, şeytan ise ilmi ve aklı ile ''sen onları topraktan beni ise ateşten yarattın, ateş topraktan üstündür ben insandan daha hayırlıyım(üstünüm)'' diyerek büyüklendi ve secde etmedi, yani burada akılını ilmini(bilimi) kullandı ve secde etmedi büyüklendi isyan etti, Melekler ise sormuştu ki (melekler ilim bakımından çok ileride idiler) yeryüzünde fesatlık çıkaracak ve kan dökecek insanları neden yaratıyorsun diye Allah-u Teâla meleklere sizin bilmediklerinizi ben bilirim diyerek , Ademe tüm kelimeleri öğretti ve meleklere eğer sözünüzde doğru iseniz sayın bu kelimeleri dedi,  bunları sadece Adem Aleyhisselam sayabildi, melekler ise Allah-u Teâlaya ''biz senin bize bildirdiklerinden başka bir şey bilemeyiz'' dediler ve Adem Aleyhisselam'a secde ettiler. İşte bu Allah-û Teala'ya karşı kemâl imandır.  Bu kemal imana sahip insanları şeytan saptıramaz işte Bu kemâl iman ile Çanakkale savaşında teknik ve silah her bakımdan üstün olan ingiliz askerlerini Allah-û Teala duman içinde yok etti, işte bu kemal iman sayesinde Peygamberi ve Sahabeleri savaşlarda kendilerinden daha üstün ordulara karşı Allah-û Teâla Melek orduları ile destekledi ve Müslümanlar zafer kazandırdı. Bu örnekleri daha fazla çoğaltabiliriz.


Allah her şeyi ilimle yapar, ilmin sahibidir Allah-û Teala ama ilim onun için engel değildir ilimle Allah-û tealayı aciz bırakamazsınız, şöyle ki bir taşı elinize alın ve bırakın ilimsel(bilimsel) olarak yer çekimi kanununa göre o taşın yere düşmesi gerekiyor, fakat Allah-û Teâla istemezse havada asılı kalır da sende şaşıp kalırsın, İlimle bunu açıklayamazsın eğer Allah bildirirse nasıl olduğunu bir ilim daha öğrenirsin fakat yine bu ilimle Allah'û Teâla'yı aciz bırakamazsın eğer istemezse o taş yine düşmez ve asılı kalır, inatçı olup her şeyi ilim(bilim) ile bilmek istemek aşırıya gitmektir , Allah-û teâla aşırıya gidenleri sevmem buyuruyor, Allah-û Teâla'nın istediği senin teslim olup kendi rızanla iman etmendir. İşte Sahabe böyle teslim oldu itaat etti  de Allah-û Teala onları korudu zafer verdi ve üstün kıldı, cennetle müjdeledi.

''Türkiye Süper Güç Olabilir''



Ak Parti Hükümeti'nin sürekli eleştirildiği bir konudur devlet eliyle sanayi yatırımları yapmaması, bunu özel sektöre bırakması,  daha çok inşaat yapıları, köprü otoyol hava limanı gibi yapılar yapması,  gelişmişliğin sebebi değil sonucu olan yatırımları yapıyor görünüyor, Türkiye'nin bu stratejisi çekici güç oluşturarak sanayinin büyük bir parlamayla gelişmesini tetikleyebilir. Fakat gelişmiş ülkelere baktığımızda bu ülkelerin aynı zamanda zenginde olduklarını görüyoruz yani büyük bir sermaye birikimi var, Avrupa'nın sanayi atılımı yaparak Osmanlıdan üstün konuma gelmesinin sebebi avrupalıların coğrafi keşiflerle gittikleri yerlerdeki altın gümüş elmas gibi değerli madenlerle zenginleşmesidir ve refah elde etmesidir, Türkiye'nin bu gelişme stratejisini başarıya ulaştırması için halkının paraya ihtiyacı var ve bu parayı türk insanı ancak ticaret ve doğal kaynaklarını verimli şekilde kullanarak elde elde edebilir. İstanbul 3. Havalimanının yapılması bu ticaret için büyük bir fırsat olacak gözüküyor. Alamanya'nın elinden alınacak havayolu trafiği liderliği bir almanın kendisininde dediği gibi ''Transit yolcuların ekonomik aktivitelerinden elde ettiğimiz geliri Türkiye'ye kaptırmış olacağız'' diyor.
Aynı zamanda halkın çok fazla para harcadığı otomobil piyasasını da yerli otomobilin hemen her parçasını  Türkiye'de yerli üreticinin üretmesini teşvik etmek , dışarı giden dolarları ülkenin içinde tutacak ve sanayinin gelişmesine ivme kazandıracaktır, fakat bu gelişmenin önünde engellerde yok değildir en önemli engel Türkiyede liyakatsızlıktır, liyakat bir işi yapabilen kişiye vermek değil o işi en iyi yapabilecek kişiye vermektir, Türkiye'de torpil vesaire ile Üniversitelerde niteliksiz öğretim üyelerinin olması, teknik elemanların (Mühendis, Tekniker gibi) bu üniversitelerde gerektiği gibi eğitim öğretim alamaması, devletin üniversiteleri teknik olarak geliştirmek yerine daha çok niteliksiz üniversiteler açması, boşa giden milli servetten başka bir şey değildir, fakat koşmakta olan Türkiye'nin ayaklarına dolaşan liyakatsız bu sarmaşıklar çekici güç olan kollar ile çekilecek ve  kopartılacaktır. Bunun daha hızlı gerçekleştirmek için önerim yine gelişmiş ülkelerdeki üniversite sektör ilişkilerini inceleyerek Türkiye'de çekici güç oluşturabilecek uygulamaların hayata geçirilmesi olacaktır.

Konuyu Twitter, Facebook ve benzeri mecralarda Paylaşın çok hayra vesile olmuş olursunuz bu arada, aşağıdaki paylaş butanlarından paylaşabilirsiniz.

Yorumlar